Pazar, Ocak 15, 2006

"Yeşil Bursa'da konuk bir garip kuş,
otur denmiş oracıkta oturmuş"


Bugün Nâzım Hikmet'in doğum günü. Eğer bu 10 günlük tatilden kendinize ayıracak bir yarım gününüz varsa, bugün Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde açılan "Dünya Çizerlerinden Nâzım Hikmet Portreleri" sergisine gidin derim.

Geçmişte, sizlere Nâzım'a dair hiç bilinmeyen bir öykü anlatmıştım. Bugün çok azınızın bileceğini düşündüğüm bir başka öyküyü anlatayım dedim.

Cahit Sıtkı Tarancı'nın, 80'li yılların sonlarına doğru biz lise sıralarındayken, edebiyat dersi kitaplarında yer alan şu güzel şiirini hatırlarsınız herhalde:
BİR ŞEY

Bir şey ki hava gibi ekmek gibi su gibi
Lazım insana lazım onsuz yaşanılmıyor
Ana baba gibi dost gibi yavuklu gibi
Kalp titremeden göz yaşarmadan anılmıyor.

Bir şey ki gözümüzde memleket kadar aziz
Aşk ettiğimiz kendimize dert ettiğimiz
Adını çocuklarımıza bellettiğimiz
Bir şey ki artık hasretine dayanılmıyor.
1947'de yazılan bu şiirin "ikinci bölümü", elden ele dolaşıyor ama tek parti yönetiminin korkusundan 1950 yılına kadar hiçbir yerde yayınlanamıyordu... Bu "ikinci bölüm", 12 Eylül sonrasında bir kere daha sansürlenecek, bir süre sonra sansürlendiği dahi unutularak, o haliyle dönemin lise kitaplarına girecekti!

Peki, Cahit Sıtkı Tarancı'nın bu sansürlenen şiirinin devamında ne vardı? Cahit Sıtkı Tarancı, Bursa Cezaevi'nde yatan birisi için üzülmektedir bu şiirde:
II
Bir şey daha var yürekler acısı
Utandırır insanı düşündürür
Öylesine başka bir kalp ağrısı
Alır beni ta Bursa'ya götürür.

Yeşil Bursa'da konuk bir garip kuş
Otur denmiş oracıkta oturmuş
Ta yüreğinden bir türkü tutturmuş
Ne güzel şey dünyada hür olmak hür.

Benerci Jokond Varan Üç Bedrettin
Hey kahpe felek ne oyunlar ettin
En yavuz evladı bu memleketin
Nâzım ağbey hapislerde çürür.

Bu şiir bir yerlerde yayınlanamasa da, kuş olur, elden ele dolaşan bir mektup olur ve bir şekilde Bursa Cezaevi'nde yatan Nâzım Hikmet'e ulaşır. Nâzım şiirden ötürü çok duygulanmış, ama kendisi için "bir garip kuş" diye bahsedilmesinden de bir parça üzülmüştür. Cevap olarak, en ünlü şiirlerinden biri olan "Yatar Bursa Kalesi"ni kaleme alır:
Sevdalınız komünisttir
On yıldan beri hapistir,
Yatar Bursa kalesinde.

Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar,
En âlâ bir mertebeye ermiş yatar,
Yatar Bursa kalesinde.

Memleket toprağındadır kökü,
Bedreddin gibi taşır yükü,
Yatar Bursa kalesinde.

Yüreği delinip batmadan,
Şarkısı tükenip bitmeden,
Cennetini kaybetmeden,
Yatar Bursa kalesinde.


Biz "mavi gözlü dev"i çok sevdik...

"nâzım / sen bizi öyle çok sevdin / biz seni öyle çok sevdik ki / küçük adınla çağırır herkes seni / herkes sen der sana / fransa da rusya da yunanistan da / aragon da nâzım / neruda da nâzım / ben de nâzım / özgürlük ki adlarından biridir senin / o senin en güzel adın / merhaba nâzım."

(Yannis Ritsos)

2 yorum:

Adsız dedi ki...

MASALLARIN MASALI

Su başında durmuşuz
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su başında durmuşuz
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor
çınarla benim bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, bir de kediye.

Su başında durmuşuz
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su başında durmuşuz
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak,
sonra o da gidecek.

Su başında durmuşuz
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Su serin,
çınar ulu,
ben şiir yazıyorum,
kedi uyukluyor,
güneş sıcak,
çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

7 Mart 1958, Varşova - Şvider

sick princess dedi ki...

Hala geçmişteyiz, önümüze bakamıyoruz. Takdir mertebesini aşıp, örnek almaya başlasak.