Cuma, Aralık 30, 2005

Süleyman


Süleyman. Kökenini M.Ö. 8. ve 9. yüzyıl İbranice'sinden alan bu kelimenin kökeni "Şelomoh"dan geliyor. "Barış" anlamına gelen bu kelimenin izlerini Ortadoğu coğrafyasında kullanılan pek çok dilde görebilirsiniz.

İsraillilerin kullandığı "Şalom" yani barış sözcüğü, kanlı bıçaklı oldukları Arap komşularının dilinde "Selamün Aleyküm"lü terennümlere dönüşür. "Selamün Aleyküm" derken temenna çekmek makbuldür, sağ elinizin parmaklarının ucuyla önce göğüse ardından da dudaklara ve alna dokursunuz. Anlamı, "Kalbimde yeriniz var, isminiz ağzımda ve hep aklımdasınız"dır. Birazdan sizi şaşırtacak başka bir etimolojik açıklamaya giriş olsun diye yazalım. Temenna kelimesi "temenni" ve "amenna" kelimelerinin üleşmesiyle oluşmuştur. Anadolu'da yolcu uğurlayanların ağzından da aynı kelime dökülür: "Selametle!"

Süleyman'ın kökenini "Şelomoh"tan aldığını söylemiştik. Peki, ya Şelomoh kökenini nereden alıyor? Şimdi sıkı durun: Antik Mısır dilinde "Şe-el" (huzur) "Amon" (Antik Mısır'ın rüzgâr ve güneş tanrısı) kelimelerinin bileşiminden oluşmuştur bu isim!

Bir peygamberin adını bir Mısır tanrısından alması size inandırıcı gelmedi mi? O da bir şey mi? Dualardan sonra söylenen "Amen/Amin" kelimelerinin nereden geldiğini sanıyorsunuz? Aynı Mısır tanrısının adından! Peki, ya üçüncü halife "Osman"ın adının etimolojik kökeni?

Neyse, sanırım bugünlük bu kadarı yeter. Daha fazlasını anlatırdım ama...

Süleyman'ların en ünlüsü hiç kuşkusuz Hazreti Süleyman'dır. Eski Ahit'e göre İsrail'in büyük krallarından biri olan Hz. Süleyman, Hz. Davut'un oğludur ve doğaüstü güçlerle donatılmıştır. Ateşe, rüzgâra, kuşlara ve cinlere hükmetmektir onun mucizesi. Kuran'ı Kerim'de Hz. Süleyman'a verilen güçler şöyle anlatılır:
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür". Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı. (Neml 16-17)

Efsaneler ve kutsal kitaplar, Hz. Süleyman'a bugüne dek kimseye bahşedilmeyen bir krallık verildiğinden bahseder. Nil Nehri'nden Fırat'a kadar olan topraklarda 40 yıl boyunca hüküm süren bu kral/peygamberin, temelleri şimdi Kudüs'te Mescid-ül Aksa'nın altında kalan Kudüs Tapınağı'nı inşa ettiği iddia edilir.

Hazreti Süleyman'dan daha büyük bir krallığa sahip olan bir Süleyman daha vardır elbet. Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman 1566 yılında öldüğünde, ardında Viyana kapılarından Azerbaycan'a, Yemen'den Fas'a kadar uzanan devasa bir imparatorluk bırakmıştı. "Sultan Süleyman'a bile kalmadı dünya" sözü, onunla anlamlanmıştı.

İster asıl adı Amon olsun ister Şelomoh, "Süleyman" tüm dinlerde, tüm zamanlarda gücün, barışın ve ölümsüzlüğün semboldür.

İstanbul'un terkedilmiş bir mezar taşından seslenir bize ölümsüzlük:
"Bir zamanlar ben de Süleyman idim,
Ateşe rüzgâra hükümdar idim,
Sanma ki Hazreti Süleyman idim,
Galata'da Ateşci Süleyman idim!"

Bir Süleyman daha var elbet. "Üs yok tesis var" diyen; darbelerde tankın üzerine çıkmaya cesaret edemeyen; Cavit Çağlar, Kamuran Çörtük, Yahya ve Murat Demirel'li aile fotoğrafı bize ilelebet gülümseyen, "Gayri Kanuni Süleyman" var ama... Neyse, o da başka bir yazının konusu olsun.



Resim: Süleyman'ın Hükmü / Nürnberg yazmaları (1470'ler)

10 yorum:

fakir dedi ki...

'Bir peygamberin adını bir Mısır tanrısından alması' şeklinde bir önermede bulunmadan önce, 'Mısır tanrısının adı nereden gelmiştir?' sorusunun yanıtının verilmiş olması gerekirdi.

Aşağıdaki linkte, bu konuda daha kapsamlı bilgi veriliyor. (Maalesef İngilizce)

http://www.ancientlibrary.com/smith-bio/0153.html

Ali Işıngör dedi ki...

Amon/Ammon kelimesinin Amoni'den geldiğini ve bunun muhtemelen Etiyopya ya da Libya kökenli çobanların koruyucusu bir kültten türediğini söyleyen bir kaynak bu. Daha çok Zeus-Ammon kültünü ele alan bu ve benzeri kaynaklar elbet konuyu zenginleştirir ama bir Mısır tanrısının adını bir peygamber/krala ödünç vermiş olması gerçeğini değiştirmez.

Bu yazdığımı "dine saldırı" şeklinde algılamayacak kadar zeki ve kültürlü birisi olduğunuzu düşünüyorum.

"Allah" kelimesi de aynı şekilde pagan/putperest bir kökene dayanmaktadır. Bunun nedeni peygamberler ya da dinlerin gerçekliği değil, adına "dil" dediğimiz olgunun sürekli ve yaşayan bir organizma olmasıdır. Tanrı imgesi pagan toplumlarda da vardı ve aslolan onun "dil" aracılığıyla yüzyıllar içinde durmadan tekrarlanarak söylenegelmesidir...

Divan dedi ki...

"Tanrı imgesi pagan toplumlarda da vardı ve aslolan onun "dil" aracılığıyla yüzyıllar içinde durmadan tekrarlanarak söylenegelmesidir... "

Dili kullanan ve bu işten para kazanan birinin böyle düşük cümleler kurmaması lazım gelir diye düşünmekten kendimi alamıyorum şu an.

Ali Işıngör dedi ki...

"Düşük cümle" ile "devrik cümle" arasındaki farkı bilmeniz gerekir diye düşünmekten de ben kendimi alamıyorum...

fakir dedi ki...

Divan: Hepimiz zaman zaman hatalı cümle kurabiliriz. Bunu aşağılama vesilesi kılmayıp yapıcı olmak daha uygun olur diye düşünüyorum. Kaldı ki alıntıladığınız cümlede ben bir düşüklük göremedim. Ama olsaydı da yorumum değişmezdi.

Ali Bey: Gerçi yazıda din karşıtı bir bakış (ima seviyesinde de olsa)var, ama beni bu ilgilendirmiyor. Elbette farklı düşünmekte de hürsünüz. (Hangi açıdan olursa olsun.) Benim işaret etmek istediğim nokta, Mısır tanrısının söz konusu ismin 'ilk' sahibi olduğu ve amon kelimesinin ayrı bir anlamının olmayacağı yönünde bir izleniminin doğmasıydı. Çünkü böyle bir durumda, "Peki Amon adını nereden geliyor?" diye sormak bir bilimsel gerekliliktir.

Yanlış hatırlamıyorsam, verdiğim linkte, eski Yunan'dan da örnekler verilerek kimi kahramanların zaman içinde tanrılaştırıldığından da söz ediliyordu. Yani tanrılaşma da başlı başına bir süreç olabiliyor. Bu da isim konusunu tekrar akla getiriyor.

Teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.

Salih Bicakci dedi ki...

Ali bey,

"Bir zamanlar ben de Süleyman idim,
Ateşe rüzgâra hükümdar idim,
Sanma ki Hazreti Süleyman idim,
Galata'da Ateşci Süleyman idim!"

dörtlüğündeki ikinci mısrasının sonundaki "hükümdar idim" yerine "hükümran idim" şeklinde olduğunu zannediyorum.
İkinci olarak belirtmek istediğim noktada eski İbranice diye bahsettiğiniz dil esasında Aramicedir. Bu konuyu da dikkatinizi çekmek istiyorum.

Ali Işıngör dedi ki...

İkinci mısrada sanırım haklısınız. Benim yazdığım şekliyle, dörtlüğün vezni bozuluyor.

Aramice konusundaysa yanıldığınızı düşünüyorum çünkü elimdeki etimoloji sözlüğü ve Wikipedia, "Şelomoh" kelimesinin İbranice kökenli olduğunu söylüyor.

Aramice Talmud'un, Babil ve Pers imparatorluklarının ve dönemin ruhban sınıfının yazı dili. İbranicenin yazıya dökülmesine büyük katkıları olan bu dil ile ilişkisi son derece ilginçtir. Bu nedenle de çok incelikli bir tartışmaya yol açmaktan ve bilmediğim sularda kulaç atmaktan korkarım...

Bu arada, İbranicenin daha çok bir köle ve halk dili olması nedeniyle, özel isimlere kaynak oluşturması bana daha inandırıcı geliyor.

Koltuk dedi ki...

Ali Bey,

Düşük cümle ile devrik cümle arasındaki farkı iyi bilirim. Siz biliyor musunuz, emin değilim. Sizin cümlenizde zaman uyumsuzluğundan kaynaklanan bir ("...vardı" - "...söylenegelmesidir") düşüklük söz konusu idi. Neyse ki hatanızın farkına varmış bu paragrafı çıkartmışsınız.

Fakir,

Yazdıklarımdan aşağılama vesilesi çıkartmanızı anlayamadım. Söylediğim son derece nesnel bir eleştiri idi. Bu eleştiriyi; Ali Bey'in de -yaptığı işe saygı duyan biri olarak- serinkanlılıkla yanıtlamasını isterdim.

Ali Işıngör dedi ki...

Sayın divan ya da koltuk:

Sözünü ettiğiniz cümle yazıda değil, yorumlardaydı :)... Yazıdan hiçbir şey çıkmış değil.

Bunu yazmaktan hicap duyuyorum ama düşük dediğiniz cümle, ortaokul sıralarında dilbilgisi derslerinde görmüş olmanız gereken bir "bağımsız-sıralı cümle" yapısıdır. Bağımsız-sıralı cümle yapılarında yüklemlerin aynı zaman ya da kip çekiminde olması gerekmez. Hatta şu an önümde açık duran dilbilgisi kitabında "bağımsız-sıralı" yapıya örnek olarak sunulan cümleleri sıralayayım:

"Çocuklar bahçede oynuyordu; anneleri onları bekliyordu."

"Ahmet çocuklarla top oynayacak, hangi ayakkabısını giydi bilen var mı?"


Bu arada ilk yan cümledeki "vardı" kelimesi bir "fiilimsi"dir. "Ne vardı?" sorusuna "Tanrı imgesi" cevabının verilebilmesi, onun bir eylemsellik içerdiğini gösterir.

(...)

Bilmiyorum, bu açıklamalar sizi tatmin eder mi? Benimle "aşağılar bir tarzda" konuşan birisine raftaki dilbilgisi kitaplarını araştırarak cevap verdiğime göre, sanırım "epey serinkanlı" davranıyorum...

Bu arada, neden durmadan takma adınız değişiyor?



Not: Ben hata yapmam demiyorum, haşa, ama o cümlede hata yoktu... Dilerseniz, yazıda gerçekten hatalı olan bir cümleyi de gösterebilirim size :)...

cumartesi dedi ki...

raftan kitapları indirip bakmak iyidir, buna kimin neden olduğu da önemli değil bence. ama derdi üzüm yemektense bağcı pataklamak olanlara fazla kafa yormamakta fayda var.
cümleler düşebilir, aklımıza mukayyet olalım yeter. :)