Cuma, Mayıs 27, 2005

İstanbul Efsaneleri



Bugün Umida ile sabah erkenden buluşup, Çelik Gülersoy'un İstanbul üzerine yazılmış 20.000 kadar kitabı dünyanın dört bir yanından toparladığı "İstanbul Kütüphanesi"ne gittik. Bir gün üzerinde çalışmanın hayalini kurduğum "İstanbul Efsaneleri" konusu üzerine bir süredir nasıl kafa patlattığımı, iki ay önce yine bu blogda anlatmıştım... Konuyu Özgür'e bir kişisel sohbet sırasında açmamla (-ki kendisi Allahtan ne blogumu okur, ne de internetten anlar:) bu düşüncenin üzerine atlaması bir oldu! Eh, genel yayın yönetmenin kılıcı karşısında boynumuz kıldan ince olunca, bu güzel düşüncenin bir de tarihi belirlendi: "İstanbul Efsaneleri eki, Temmuz 2005 sayısına yetişecek!"

Konuyu tek başıma "hakkıyla" yapamayacağımı anlayınca, hemen derginin yazıişleri ekibi içinde bir "kumpas çevrildi"... Bu arada söylemek lazım, "yazı işleri"nin omurgası, daha önce bir arada çalışmış ve iyi anlaşan bir ekibin etrafında kurgulandığı için (Ben, Umida Salih ve Feyzi Öktem), ışık hızıyla kumpaslar çevrilmeye, hemen kulisler işlemeye, üçkağıtlar açılmaya başlanır :)))....

Her neyse, sözde ben yazı işleri toplantısında Özgür'e üzerine atlayacağı bir konuyu önererek bu ay üzerime bir konu alacak, böylelikle de "İstanbul Efsaneleri" ekini çok heveslisi olan Umida'ya ötelerken, ben de arta kalan bol vakitte bu eke destekte bulunacaktım... Yazı işleri toplantısından kucağımda bir değil "iki çocuk" ile çıkınca, tüm bu yapılan hesaplar bir yerimize kaçtı... Özgür bilmiyor ama bu ay üç konu ile uğraşıyorum :)))

Neyse ki, Umida hafta içinde İstanbul sahhaflarını dolaşıp inanılmayacak eski kitaplar bulmuş. İçlerinde "İstanbul işi büyü"lerden, Evliya Çelebi'nin dudak uçuklatan abartmalarına bile rahmet okutacak güzellikte öykülere dek o kadar çok şey varki! Bu arada İstanbul Kütüphanesi'nin kütüphanecileri sağolsunlar, Bizans efsanelerine erişmemizi sağladılar!

Dünyanın en huzurlu ortamında, yer yer bizi yerimizden zıplatan eski bir sürü kitabın arasında çok güzel bir gün geçirdik. Asıl sürprizi, eve geldiğimde yaşadım. Venedik kentinde yaşayan ve ömrünü Uluç Ali, Turgut Reis gibi Türk korsanlarının İtalya ve İspanya sahillerindeki maceralarını bulmaya harcamış bir İtalyan tarihçi ile tanışmış, geçen hafta telefonda uzun uzun sohbet etmiştik... Tarihi Ceneviz ve Venedik kayıtlarına erişim hakkı olan bu arkadaş, bana geçen hafta ona danıştığım konuyla (ki bunu da bir ara anlatacağım) ilgili bir harita göndermiş. Bir Katalan portalanı! Yani Bizans imparatorlarının emrinde çalışan Katalan denizcilerin çizdiği bir İstanbul haritası! Benden mahalle adlarını çözmemi istiyor! 15. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen ve okunması imkansız bir gotik harf sistemi ile yazılan bu haritada, çözmeyi başarabildiğim ilk metin, "tatlı su kuyuları" oldu... Yukardaki 1580'lere tarihlenen Hogenberg haritasında da aynı yerde -en altta sağ köşede- "tatlı su kuyuları" lafı geçiyor.

Yani bu ne demekmiş efendim? Demek ki, şimdi San Benoit Lisesi'nin olduğu yerde bir zamanlar üzüm bağları varmış ve Galata'nın su ihtiyacı buradaki kuyulardan sağlanıyormuş! Şimdi Beşiktaş meydanının olduğu yerde ise sadece tek bir sütun resmi var. Bu ise, bu alanda kurulduğu bilinen eski bir Apollon tapınağının kalıntısı...


Not: Şimdi aklıma geldi. Biz bunları yazıyoruz ama dün de Gezegen Linux'a üye olduk... "Ya biz bi hata yapmışız" deyip afaroz ederler mi acaba?

1 yorum:

Ahmet AYGÜN dedi ki...

Aforoz mu? Yok canım :)