Salı, Eylül 06, 2005

Bir zorunlu açıklama


Blog sahibi olmak zor iş. Herkes üzerinize birşeyler konduruyor. Salgado yazısını okuyan benim her türlü fotoğraf makinesini gözü kapalı kullanabileceğimi sanırken, kelli felli akademisyenler öğrencilerine ders vermem için beni fakültelerine çağırıyorlar. Geçenlerde birisi profilime koyduğum resme "hiç benzemediğimi" söyledi. Ne cevap verebilirdim ki? Sadece gülümsemekle yetindim...

Ne yalan söyleyeyim, hayatımın hiçbir döneminde, ne şimdi ne de ilk gençliğimde Ken Parker'a benzemiş birisi değilim. Hayatın kötü bir şakası bu.

Şimdi bazılarınızın "Ken Parker da kimin nesi?" dediğini duyar gibiyim. Kendisi bir çizgi roman kahramanı. Yaratıcısı Giancarlo Berardi'nin anlatımıyla, "Çağdaş sorunları olan çağdaş bir insan. Hiçbir güvencesi yok, geleceği meçhul; kendi belirlediği idealleri tutkuyla, ümitle, cesaretle ve acı çekmek pahasına korumaya çalışarak günübirlik yaşayan" biri Ken Parker... Yani bizden biri.

Ken Parker'ı bazen bir Eskimo köyünde yerlilerle balık tutarken, bazen kimsesiz bir kıza babalık yaparken, bazen de peşinde koşan onca güzel kadın dururken bir fahişeye aşık olmuş görürüz.

Karşımızdaki, antika tüfeğine tutkuyla bağlı olan; soykırıma uğrayan yerlilerin yanında yer alan; bir macerasında bir barda karşısına çıkan Zagor, Tex Willer, Tommiks gibi diğer kahramanlarla inceden inceye dalgasını geçen bir abimizdir.

Yüzünü Robert Redford'dan ödünç alan Ken Parker, yanlış zamanda yanlış yerde dünyaya gelmiş gibidir. Attığını vuran kovboyların dünyasında, atının terkisinde Edgar Allen Poe'nun şiirlerini taşıyan ve son derece kırılgan bir tiptir.

Fellini'nin şöyle bir sözü var: "Engelleri ve paradoksları gülerek karşılarsak, bunlar bizi öldürmez. Ancak sıkıntı bizi öldürebilir. Sıkıntı ise ne mutlu ki çizgi romanların uzak tuttuğu bir şeydir."

Adına yedinci sanat da denen sinemayı, en kaba tabiriyle, "Saniyede 24 karenin izleyiciye sunulduğu gösterim sanatı" olarak tanımlayabiliriz. Çizgi romanın farkıysa, geriye kalan "23 karenin" yerleştirilmesini okurun hayalgücüne bırakmasıdır.

Çizgi romanın üstünlüğü, tam da burada karşımıza çıkar. İyi yazılmış bir çizgi roman, 100 kere okumuş da olsanız, sizi asla hayal kırıklığına uğratmaz. İçindeki kahramanlar, "eksik kareleri" bulmanıza, bir şekilde yardımcı olacaktır zaten...

5 yorum:

sick princess dedi ki...

Keramet blog da, maharet blogger'da olsa da baska bir seyler var bu isin icinde. Bu merak uyandiran ogeye her okuyucunun kendi cevabinin olmasi bir ihtimal.

Adsız dedi ki...

ne güzel insansınız efendim... gezegen'den doğru apansızca hayatıma girdiğiniz günden beri her blog girişinizi takip ediorum...

az sonra efes extra eşliğinde ken parker'ın ay barka yönetiminde Alaska olarak yayınlanığı yıllardan kalma bir baskısıyla Donnovan'ın Çocukları macerasına dalacağım... Kalp kalbe bu kadar mı karşı olur efenim...

Umuyorum Çizgili Hayat Kılavuzu adlı rehberi kaçırmak gibi bir eşeklik etmediniz.... (Siz kaçırmadığınızı alenen belirttiniz ben onu kaçırdıysam taksim meydanını ilk gördüğümde anıracağım!)

l'o'ker

pinhanarcat dedi ki...

ne yazık ki çizgi roman okumanın kimi zaman ailelerce yasaklandığı, okuyanın çevresi tarafından küçümsendiği bir dönemden çıkıp geldik.
kaç kez duyduk "ay, sen hala çizgi roman mı okuyorsun?" sözünü.
neyse. uzatmak istemiyorum sözü. inadına çizgi roman, inadına hayal dünyası diyorum.
(bu arada herhangi bir yerde fotoğrafınızla karşılaşmadığımız sürece, hayal dünyamız sizi ken parker'a benzetmeye devam edecektir. suçlu muyuz?:))

Adsız dedi ki...

inadına çizği roman inadına fanzim....

Adsız dedi ki...

Bu sessizlik insani senaryolar kurmaya sevketiyor. Favorim su;
(Ayrintilara girmeden)
Iceri kapiyi calmadan giren, uzuntusune yenik dusmus caresiz kadin, guclu gorunmeye calisarak esas oglana dogru ilerler. Ne yapacagini bilmeden onun yuzune bakar. Cenesinin tireyecegini hisseder, aniden masaya yumrugunu vurur.
-Soyle bana ne veriyorlar sana burda? Al benden iki kati.
Sesinin yuksekligi ile irkilen kadini pismanlik kaplar. Ellerini yuzune goturur;
-Nasil yaparsin? On kere baktim, yazmamistin, nasil unutursun beni.
Gozyaslarina engel olmayi umursamadigi an basini kaldirir. Soguk bir sesle "bizi" der. Arkasina bakmadan kosarak cikar. Odadan,binadan, otoparktan. Hayattan.

Umarim bir sonraki yazinin biraz erken yazilmasina vesile olabilirim.

Saygilar