Cuma, Eylül 09, 2005

Piedra Irmağı Kıyısında Oturup Ağlama Tesisleri
"gururla sunar!"


Karşımda bir kitap var. Adı "Öküz arabasını satan derviş". Allah allah? Ben bu ismi bir yerden hatırlıyorum ama? Neyse... Kitabın kapağı, bir zamanların kötü Kemalettin Tuğcu romanlarını anımsatsa da, üzerindeki isme bakınca konunun üzerinde daha fazla durmadım: "Brezilyalı ünlü yazar Paulo Coelho'nun romanı işte, salak herif! Saçmalamasana!"

Ama beyin saçmalamaya devam ediyor: "Vah! Erdal Öz parasızlıktan böyle kapaklar mı yapmaya başlamış? Zevksizlikten olamaz canım, adamcağız bugüne dek Can Yayınları'nı namusuyla götürdü, herhalde çok parasız kaldı, ondandır..."

Dün Özgür Atanur'u Fotoğrafevi'nin önünde bıraktıktan sonra uğradığım kitapçıda beynim saçmalamayı daha fazla sürdüremedi. Konuyu unuttum gitti... Ta ki, benimle aynı kitaba takılan Ejderha Zamanı'ndaki yazıyı görene kadar!

Şimdi sıkı durun! Kitabı yazan uyanık vatandaşımız, romanının adını Robin S. Sharma'nın "Ferrarisini satan bilge" kitabından araklamış. Kapağın üstüne bir de yazar adı olarak Paullo Ceolho (Paulo Coelho değil!) yazınca olmuş mu sana aslanlar gibi "Tahtakale işi, trikotaj Lakoste" edebiyatı! Vallahi şaka değil!

Ejderha Zamanı bu kitabı yayınlayan Akis Kitap'a birkaç yeni kitap önerisinde bulunmuş. Öneriler şöyle: Samyel Berekket - Godot'u otlatırken, Umberitto Ecko- Gülün Suyu, Danyal Brawn - İbni Sina'nın şifresi.

Akis Kitap bunlara benzer pek çok şahesere imza atmış. Söylemesi zor ama benim favorilerim, "Türklerin uzaylılarla randevusu", "Ateistler için din kültürü ve ahlak bilgisi" ve "Soğuk bir gazoz ister misin yavrum?" adlı külliyatlar. Sonuncusunun yazarının Nuri Alço olduğunu, sanırım ayrıca belirtmem gerekiyor.

Madem edebiyatımız için birşeyler yapıyoruz, ben de naçizane birkaç öneride bulunarak, Akis Kitap'ın ufkunu biraz daha açmak istiyorum:
  • Ali Fuat Hiçkorkmaz Sineması - Atiye Dorsay (kapağına Alfred Hitchcock resmi konacak)
  • Ne Adamlar Sevdim, Aslında Yoktular... - (Şiir kitabı. Bunu da Atiye yazsın, uyar. Acaba ismini Attiye İlham mı yapsak lan Hüsamettin? -Yok abi ööle çok belli oluyo!)
  • Nutuk - Mustafa Kemal Attiyetürk (Lan dertsiz başımıza bela mı alacan Hüsamettin? - Abi o zaman kitabın adını Mutuk yapalım, şarapçılığa dair bir şey olsun)
  • Asansörün Mucidi Türk: Hasan Sör - (Bilim serisi. Aaağbi, nassı fikir ama? - Efferüm len eşek sıpası! Senden iyi edepiyatçı çıkar la!)
Şaka bir yana, işi gücü bırakıp, Paulo Coelho'ya ve yayıncısı HarperCollins'e Türkiye'deki durumu kısaca anlatan bir mail attım. Gelen cevabı sizlerle paylaşacağım, sanırım epey güleceğiz :).


Bu arada Paulo Coelho'nun tüm dünyada satış rekorları kıran kitabı "Zahir"i sabırsızlıkla bekliyoruz. Simyacı'dan bu yana en iyi kitabı olduğu söylenen Zahir, İran'da çıkar çıkmaz yasaklanmış.



Özel istek üzerine not: "Piedra Irmağının Kıyısında Oturup Ağladım" Paulo Coelho'nun bir kitabının adıdır.

Özel istek üzerine not 2: Mutuk, Şarköy-Mürefte civarlarında üretilen ucuz bir şarabın adıdır. Kimisi "köpek öldüren" deyiminin bu şaraptan doğduğunu iddia eder ki, haksız olduklarını söylemek epey güçtür. Mutuk şarabını rahatlıkla "boya sökücü" olarak da kullanabilirsiniz.

11 yorum:

Adsız dedi ki...

Başlığa bakıp bakıp yarım saattir gülüyorum. Paulo Coelho olur a, cevap yollar da siz burada yayınlamazsanız, her iki alemde de ellerim yakanızdadır!

Burkina vur vur vuuuuur!
Burkina vur vur vuuuuur!

sick princess dedi ki...

Iste bu sefer yaziyi iki kere okumam gerekti. Ben saf, temiz bir genc kizmisim. Yalan olmus benim Introduction to campus life derslerim. Onlarda boyle cinlikler yok. Cok utandim, kendim adina, memleketim adina.
Gulun suyu nu nerden edinebilirim, bu da bir soru?

Ejderha Zamanı dedi ki...

Ali bey, insanlar gülün suyu v.s. kitapların gerçekten basıldığını sanmışlar. Ben kitap eviyle ironik bir dalga geçiş yapmış ve böyle giderse bunları da görebiliriz demiştim. Bir kaç arkadaşımız bu kitapların yayınlandığını sanyorlar :) düzeltme yapın lütfen :) Yoksa talep fazla gelirse akis kitap vallahi de yayınlar bunları da ;)

Ali Işıngör dedi ki...

Nasıl ya, Gülün Suyu en sevdiğim kitaptır! Okuduktan sonra İzmir'e sick princess'a göndermeye söz verdim. o da bana Samyel Brekket'ı gönderecek... :)

Şaka bir yana, Sick Princess sıkı bir Eco okuru olan, akademisyen/yazılımcı bir arkadaşımızdır. Sanırım sitenizde onun müstehzi bir ifade ile yaptığı bu kitabı edinme talebini fazla ciddiye aldınız...

Bu arada Samyel Berekket hakkaten yok mu ya? Tüh :)

Ejderha Zamanı dedi ki...

:))aman akis duymasın diyelim...

Adsız dedi ki...

ama kitap tam bizlik satarız kardeşim biz herşeyi...

pazarlama dersi vermemiz lazım bu evrene :)))

***

herşeybirgün biter ben küllerimden doğar gene hayata çomak sokarım...

sondurak

plush dedi ki...

nuri alço'ya misin ayrı yazılır öğretmemişler heralde :)

Ali Işıngör dedi ki...

Offf offf... Nelerle uğraşıyorum?

Efendi'nin birisi buraya bir mesaj yazmış ve "Siz ne hakla ülkemizi Paulo Coelho'ya şikayet edersiniz? Bu hakkı kendinizde nasıl buluyorsunuz?" mealinde birşeyler demiş... :) Eyvah eyvah!

Arkadaşlar böyle şeyleri söylemek "ayıptır" ama Paulo Coelho ile Türkiye'ye geldiği 1998 yılının kasım ayında tanışan, bir dahaki sefere karşılıklı rakı içme sözü alan ve -üç günlüğüne de olsa- Paulo Coelho ile yarenlik etme mutluluğuna erişmiş bir insan olarak, bunu "dostuma" haber vermeye en azından "hakkımın" olduğunu düşünüyorum.

Laf aramızda, Paulo Coelho'yu seven, onun kitaplarını okuyan herkesin onu "arkadaşı" olarak görmeye hakkı olduğunu düşünürüm. Belki size garip gelecek ama eğer Sait Faik ile karşılaşmış olsaydım, "Canım sıkıldı, hadi gel seninle Kalpazankaya'ya gidelim" der, Orhan Veli'ye ise bir akşam Nevizade'de "şişede balık olmayı" teklif ederdim.

Biliyorum, size tüm bu söylediklerim yine garip gelecek ama "biz okurlar" böyle teklifsizizdir! Önümüze gelen yazara "mail atar", hemen "senli benli" oluruz. Paulo Coelho Efendi'ye mail atmak da böyle bir "densizlik"ti zaten!

Biraz daha ciddi konuşmak gerekirse, ben bir gazeteciyim ve evime her akşam ekmeğimi yazı yazarak götürüyorum. Eğer sizin de kitabınızın korsanı çıkarsa, aynı şekilde tepki göstereceğime emin olabilirsiniz. Bu sitenin sahibi bendenizin, bu yazıyı okuyan ve yorum yapan diğer bloggerların "hissiyatı" sadece "Brezilyalı olanlar" ve "Fenerbahçe'nin orta sahasında oynayanlarla" sınırlı değildir. En azından buna emin olabilirsiniz...

Beni asıl kızdıran, kamuya açık bir alanda eleştirisini özgürce yapan bu kişinin yorumunun altına "Nasıl olsa ben bu blog sitesine bir daha girmeyeceğim, cevap vermek isteyen olursa xyz@antinkuntin.com adresine atsın" demesi!

Pardon, "kamuya açık bir ortamda yüksek sesle eleştiri yapacak" ama bunun cevabının size kimsenin duymayacağı bir tonda iletilmesini isteyeceksiniz? Kusura bakmayın, eğer eleştirinizi kişisel mail adresime atmış olsaydınız, bunu istemeye hakkınız olurdu!

Bu nedenle, sitemden ilk defa "comment spam" dışı bir mesajı sildiğimi ve bundan ötürü kendimi kötü hissettiğimi söylemek için bu mesajı yazıyorum.

Farkındaysanız, doğrudan ve bu işin "politik ve etik yönüne" ilişkin tek bir kelime söylemiş değilim hâlâ...

Size verilebilecek çok cevap var aslında. Ama bunu yapmayacağım. Birincisi bunu haketmiyorsunuz; ikincisi ve "daha da önemlisi"yse, artık karşımda olmayan ve bir mail adresinin ardına saklanan birisisiniz...

Neyse, akşam akşam asabım bozuldu.

Sanırım en iyisi işi yine şakaya vurmak olacak: "Arkadaşlar sanırım Akisciler sitemizi yakından izliyor!"

sick princess dedi ki...

Ya o zaman şu Gülün Suyu'nu bu arkadasa yazdırıversek; siz de karsılık olarak Paulo Coelho'ya "Sakaa!" diye bir mail atıverseniz. İnanın gözüm açık gideceğim Ali Bey, kırmayın beni. Hem bu yaptığınız 'akılalmaz hatandan' kurtulmak için mükemmel bir yol olur.

derin iz dedi ki...

blogunuzu okumak geçekten çok keyifli
hala gülüyorum

azey dedi ki...

ben okudum Zahir'i yine sihirli bir anlatım buyuledi beni ayrıca yasaklanacak bir taraf bulamadım ilginç!