Pazartesi, Temmuz 18, 2005

Ne mutlu Tresnjevac’lıyım diyene!


Anneler öyle bir cumhuriyet kurmuşlar ki, sınır mınır çizmemişler. Ne maddi, ne manevi... Cumhuriyetin soyadını da “Düşünce Cumhuriyeti” koymuşlar. Düşüncenin sınırı nereye kadarsa, Tresnjevac’ın sınırları da o kadar demişler: “Sınırsız, sonsuz…”


Adını telaffuz etmek bayağı bir maharet gerektiriyor, Tresnjevac. Nam-ı diğer, Macarcası “Oromhegyes”… Eski Yugoslavya topraklarında, Belgrad ile Voyvodina arasında küçük bir Macar köyü. Köyde çoğu Macar kökenli 2.000 kişi ya var, ya yok.

İşte bu köy, Tresnjevac, bir cumhuriyet. Ve öyle bir cumhuriyet ki; ne devleti var, ne milleti, ne de “bölünmez bütünlük” diye bir ilkesi... Vergi, askerlik, milli marş gibi şeyler de yok! Tresnjevac vatandaşı olmak için nüfus kağıdı, ikametgâh il muhaberi, sorgu-sual, para-pul falan gerekmiyor. “Tresnjevaclıyım” demek yetiyor. Dahası, Tresnjevac “tırışka”dan bir cumhuriyet de değil, şimdiden ABD’de ve Almanya’da konsoloslukları bile var.

Kesin bir tarih vermek zor ama 1992 yılında kurulduğunu söyleyebiliriz. Kuruluş hikâyesi, son derece ilginç. 1992’de, Sırbistan hükümeti, eski Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Tresnjevac sakinlerini “yurttaşlık görevleri”ni yapmaya davet etmiş. 200 adet celp kâğıdı gelmiş köye. Sırp hükümeti, Tresnjevac’lı 200 delikanlıyı “seferberlik manevrası”na çağırıyormuş meğer. Köylüler çabuk uyanmışlar, “manevra” denilenin Hırvatlarla ya da Boşnaklarla savaşmak demek olduğunu hemen anlamışlar. Davete icabet etmemişler tabii. Sırplar da sağlık olsun dememiş. 200 reddiyeci hakkında tutuklama emri çıkarmakla kalmamışlar, köyü tanklarla sarıp ablukaya almışlar. Köyün öte yanındaki sınırda da Macar Ordusu teyakkuza geçtiğinden, tank paletleriyle köyü dümdüz etmeye de gözü yememiş Sırpların.

Bir, iki, üç derken bıçak kemiğe dayanmış. Oğullarını savaşa göndermek istemeyen Tresnjevaclı anneler uluslararası kuruluşlarla temasa geçmişler ve ardından bağımsızlıklarını ilan etmişler, Tresnjevac Cumhuriyeti’ni kurmuşlar. Ama öyle bir cumhuriyet kurmuşlar ki, sınır mınır çizmemişler. Ne maddi, ne manevi... Cumhuriyetin “soyadı”nı da “Düşünce Cumhuriyeti” koymuşlar. Düşüncenin sınırı nereye kadarsa, Tresnjevac’ın sınırları da o kadar demişler: “Sınırsız ve de sonsuz…”

“Kim olursan gel” demişler, vatandaş olmak için “Ne mutlu Tresnjevaclıyım” demek yeterli demişler...



Not 1: Google'da adımı arattığımda, kendime dair en eski kaydın, 29 Ekim 1997 günü ZaMir NET'e attığım bu mesaj olduğunu gördüm. Mesajda, Tresnjevac kasabasına ulaşmak için yardım arıyormuşum... Dünyanın bu en güzel ülkesini anmadan edemedim, sizi de bu ülkeyle tanıştırmak istedim :)...


Not 2: Tresnjevac'ın öyküsü özetle, Bosna Savaşı sırasında oğullarını Sırp ordusuna vermek istemeyen bir grup annenin başlattığı bir direnişin, nasıl başarıya ulaştığını anlatır. Ama burada "hikâye içinde hikâye" var, geçmişte bunu bir dergide uzun uzadıya anlatmıştım, şimdiyse ne adına "blog okuru" dediğimiz okur cinsinin dinlemeye ne de benim anlatmaya o kadar sabrım var... Özetleyerek anlatıyorum.

Mesajı attığım ZaMir Net, dünyanın ilk internet portallarından biriydi, kuruluşu yanılmıyorsam, BBS sunucularına bağlandığımız yıllara (1992) dayanan bu ağ, Bosna Savaşı sırasında dağılan ailelerin birbirlerini bulabilmeleri için kurulmuştu. Zamir Net üzerinden kimisi 12 yaşındaki kızı Rukija'yı, kimiyse bir daha asla göremeyeceği kocasını arıyordu. Sırpça "Barış" anlamına gelen Zamir Net'te yayınlanan on binlerce çığlıktan çok azı yerine ulaşabiliyordu...

Kısa bir süre sonra, Balkanlar'ın dört bir yanında, Hırvatistan'da, Bosna Hersek'de, Sırbistan'da, Kosova'da, Slovenya'da kardeş ZaMir Net'ler kuruldu... Birlikte yaşama isteği olmasa da, acılar, birbirinin kanına ekmek doğrayan halkları bir internet ağı üzerinde birleştirmeyi başarmıştı! ZaMir Net zamanla büyüdü ve Balkanlar'ın en güçlü ve muhalif internet servis sağlayıcılarından biri oldu. ZaMir Net'i kapatmaya, ne "kasap" Miloşeviç'in ne de "kıyma makinesi" Franco Tudjman'ın gücü yetmişti... İnternet ve B92 gibi radyoların etrafında büyüyen muhalefet sayesinde, bir süre sonra, her iki lider de tarihin çöplüğüne gittiler...

Bir internet servis sağlayıcısı "müşterilerine" daha ne verebilir ki?


Not 3: Gezegen Linux'dan şutlanmak üzere olduğumun farkındayım. Gelecek hafta söz, sadece açık yazılıma dair yazacağım :)...

4 yorum:

Umut dedi ki...

Merhaba,
Tresnjevac'ın öyküsü çok ilgimi çekti. Daha önce bu öyküyü uzun uzun anlattığınız derginin adını ve hangi sayısında yazdığınızı öğrenebilir miyim ?
Eğer bu bilgiye ulaşırsam aramaya sabrım olduğunu düşünüyorum.
Sevgiler
Umut

Ekin Meroğlu dedi ki...

Merhaba;

> Gezegen Linux'dan şutlanmak üzere olduğumun farkındayım.

Şutlanmak ne demek; bu aralar okumaktan hiç sıkılmadığımız nadir yazılar sizinkiler.. Biraz zor olur sizi şutlamak :-)

Bir sürü "böyle" yazınızı okumak dileğiyle,
ekin.

Ali Işıngör dedi ki...

Umut Bey,

Bana mail adresinizi atarsanız, bu haftayı atlatır atlatmaz, size o yazıyı gönderebilirim.

Ali Işıngör

Quintin Kendig dedi ki...

I''m not familiar with this subject but interesed.